SON DAKİKA
--:--:--

MHP Grup Toplantısı…. Bahçeli’dan AP’nin Türkiye Raporu’na tepki: “Türkiye’nin yargı erkine uzatılmış arsız, sapkın ve umarsız dalalet dili sıradan bir eleştiri kapsamında yorumlanamaz”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raporu’na ilişkin, “Türkiye’nin yargı erkine uzatılmış arsız, sapkın ve umarsız dalalet dili sıradan bir eleştiri kapsamında yorumlanamaz. Devam eden yargı süreçlerini siyasi saiklerle yorumlamak, bağımsız Türk mahkemelerini yönlendirmeye kalkmak vesayet hevesidir, tahakküm arzusudur. Yüce Türk yargısı, Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde karar vermez. Türkiye Cumhuriyeti; dış aktörlerin tehdit, telkin ve terbiye imalarıyla yüzü Batı’ya çevrilip hizaya getirilemez. Herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek, yerini iyi belleyecek. Bize sınır ötesinden ayar vermeye kalkan her kim varsa Türkiye Cumhuriyeti’nin hürriyetine ve egemenliğine yan gözle bakmamayı öyle ya da böyle öğrenecektir” dedi.

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!
MHP Grup Toplantısı…. Bahçeli’dan AP’nin Türkiye Raporu’na tepki: “Türkiye’nin yargı erkine uzatılmış arsız, sapkın ve umarsız dalalet dili sıradan bir eleştiri kapsamında yorumlanamaz”

(TBMM) – MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raporu’na ilişkin, “Türkiye’nin yargı erkine uzatılmış arsız, sapkın ve umarsız dalalet dili sıradan bir eleştiri kapsamında yorumlanamaz. Devam eden yargı süreçlerini siyasi saiklerle yorumlamak, bağımsız Türk mahkemelerini yönlendirmeye kalkmak vesayet hevesidir, tahakküm arzusudur. Yüce Türk yargısı, Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde karar vermez. Türkiye Cumhuriyeti; dış aktörlerin tehdit, telkin ve terbiye imalarıyla yüzü Batı’ya çevrilip hizaya getirilemez. Herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek, yerini iyi belleyecek. Bize sınır ötesinden ayar vermeye kalkan her kim varsa Türkiye Cumhuriyeti’nin hürriyetine ve egemenliğine yan gözle bakmamayı öyle ya da böyle öğrenecektir” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Fransa’da gerçekleştirilen G7 Zirvesi’ne ilişkin konuşan Bahçeli, şunları söyledi:

“Zirvenin gündem başlıkları kağıt üzerinde hayli kabarıktır. Küresel ekonominin atılan bombalar ile imzalanan mutabakatlar arasında sıkışmış kırılgan seyri, Ukrayna savaşının Avrupa güvenliğinde açtığı ve derinleşen gedik, Hürmüz Boğazı üzerinden enerji yolları ile dünya ticaret hayatının seyir güzergahı üzerine çöken belirsizlik, siyasi ve ekonomik gelişmelere bağlı olan düzensiz göç endişeleri aynı fotoğraf karesine sıkışmıştır. Fakat bütün bu ağır gündemlerin üstüne, ABD Başkanı Trump’ın çalışma toplantısına girerken söylediği ‘patron benim’ sözü damga vurmuştur. Bu söz, gelişigüzel söylenmiş bir cümle değil, G7 masasındaki güç dengesini, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’nın omzuna çöken ve tüm bu ışıltılı Batı güzellemelerinin saklayamadığı güvenlik bağımlılığını ve transatlantik ilişkilerin gerçek mahiyetini gösteren ibretlik bir itiraftır. Bu söz, ‘ortak değerler’ perdesinin arkasındaki çarpık gerçeği, hakikat aynasından gözlerimizin önüne serilen güç gösterisini işaret etmektedir.”

“TÜRK MİLLETİNE BİÇİM VERECEK TERZİ DAHA ANASININ KARNINDAN DOĞMAMIŞTIR”

Avrupa’nın yıllardır stratejik özerklikten bahsettiğini fakat aynı Avrupa’nın, kendi savunma, siyasi ve iktisadi mimarisini hala Washington’un gölgesinden çıkaramadığını ifade eden Bahçeli, şöyle devam etti:

“NATO Genel Sekreteri’nin açıklamaları ortadadır. Aynı Avrupa, ABD’nin Avrupa’daki askeri katkılarını azaltacağını açıkladığı bir dönemde kendi güvenlik boşluğunu nasıl dolduracağını kara kara düşünmektedir. Ne çarpıcı bir tezattır ki Avrupa, yıllardır Türkiye’ye demokrasi, hukuk, güvenlik ve dış politika dersi vermeye kalkmakta, rapor kılıfına sokulmuş ithamları, yaptırım imalarıyla süslenmiş tehditleri, Türk ve Türkiye karşıtı mahfillerin bayatlamış ezberlerini ısrarla tedavüle sürmektedir. Yani Avrupa, kendi evinin duvarındaki çatlağı görmüş fakat hala Türkiye’nin kapısına rapor çivileme hevesinden vazgeçmemiştir. Kendi zaaf ve basiretsizliklerini örtmek için rapor kumaşından yanlışlarına perde biçmeye, itham ipliğiyle tazyik nakışı işlemeye, çifte standart söküğünü insan hakları türküleriyle yamamaya çalışmaktadır. Ne var ki bu yamalı bohçadan ne hakikat çıkar ne hakkaniyet çıkar ne de Türkiye’ye istikamet çizecek bir irade çıkar. Gaflet uykusunda hülyalara dalanlar iyi duysun, kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin. Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır. Atalarımız boşuna ‘El atına binen tez iner’ dememiştir. 

“AVRUPA HANGİ YÜZLE TÜRKİYE’YE DERS VERMEYE KALKIŞACAK?”

Yıllarca kendi güvenliğini ve idaresini başkasının atına bindirenler, şimdi o atın dizginlerinin kendi ellerinde olmadığını anlamaya başlamıştır. Böyle bir Avrupa hangi yüzle Türkiye’ye ders vermeye kalkışacak? Hangi akılla Türk devletine aklı sıra ayar çekecek? Hangi cüretle aziz milletimizin kıymetlerine, devletimizin makamlarına dil uzatacaktır? Kendi güvenlik açıklarını kapatmakta zorlananlar, müttefiklik masalarında bekletilirken Türk devletinin güvenlik politikalarını sorgulamaya nasıl yeltenebilirler? Avrupa başkentlerinde yıllarca Türk askerine namlusunu doğrultan hain terör örgütlerinin paçavralarını dalgalandırdılar. Türk milletinin canına kasteden FETÖ artıklarına seve seve kucak açtılar. Eğitim almaya gidip geri dönecek yavrularımızın önlerinde sur olurken, Türkiye’de kurduğu işini Avrupa’da büyütmek isteyen girişimcilerimizin gidecekleri günü sayarken Türk ve Türkiye karşıtı söylenecek en ufak söze kulak kabarttılar, fitne şebekelerine yuva oldular, yurt oldular. Türk düşmanlığının zehirli diline göz yumanların, Türk milliyetçiliği hakkında hüküm cümlesi kurmaya yüzü var mıdır? Kendi kıtasında göç baskısı karşısında bocalayanların, milyonlarca mazluma yıllardır kapısını açmış Türkiye’ye insanlık dersi vermeye hakkı var mıdır? Kendi güvenliğini ABD’nin kararlarına bağlamış olanların, Mavi Vatan ülkümüze ve Doğu Akdeniz’de kabak gibi ortada olan deniz yetki alanlarımıza itiraz edecek sözü var mıdır? İşte karşımızdaki bu sefil tablo, artık yorum kaldırmayacak şekilde ortadadır.

“TÜRK MİLLETİNE KAFA TUTMAYA ÇALIŞANLARIN KAFALARINA VURA VURA KİM OLDUĞUMUZU GÖSTERİRİZ”

Bugün bu tablonun bir tarafında Türkiye’nin NATO içindeki ağırlığını, savunma sanayindeki yükselişini, göç yönetimindeki rolünü, enerji yollarındaki yerini, Karadeniz’den Kafkasya’ya, Doğu Akdeniz’den Orta Doğu’ya uzanan jeopolitik değerini kabul etmek zorunda kalan Avrupa vardır. Diğer tarafında Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocakları’mıza kara çalan, Mavi Vatan davamızı hor gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemen eşitliğini, Kıbrıs Türklüğünün varlığını yok sayan Avrupa vardır. Türkiye’nin egemenlik sahasına itiraz etmeye kalkışanın alnını karışlarız; Türk milletine kafa tutmaya çalışanların kafalarına vura vura kim olduğumuzu öğretiriz.” 

“TÜRKİYE’NİN ADAY ÜLKE STATÜSÜ ÇOĞU ZAMAN KAĞIT ÜSTÜNDE KALMIŞTIR”

Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihininde bu çelişkilerle dolu olduğunu kaydeden Bahçeli, Türkiye’nin Avrupa ile münasebetinin dün başlamadığına işaret etti. 1959 yılında başlayan müracaat sürecinin, 1963 tarihli Ankara Anlaşması’yla hukuki zemine kavuştuğunu hatırlatan Bahçeli, 1970 tarihli Katma Protokolü, 1995 tarihli Gümrük Birliği, 1999 tarihli Helsinki Zirvesi’nde adaylık statüsünün kabulü ve 2005 yılında müzakerelerin başlamasının bu uzun yolunun kilometre taşları olduğunu söyledi. Bahçeli, şunları kaydetti:

“Ancak Avrupa Birliği, Türkiye’ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine, süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir. Vize serbestisi yıllardır bekletilmiştir. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi bir kaplumbağa yavaşlığında ağırdan alınmıştır. Müzakere başlıkları siyasi gerekçelerle bloke edilmiştir. Türkiye’nin aday ülke statüsü çoğu zaman kâğıt üzerinde bırakılmıştır. 2018’den itibaren müzakereler fiilen durma noktasına gelmiştir. Şimdi aynı Avrupa Parlamentosu, kalkıp Türkiye’ye reform, hukuk ve iyi komşuluk dersi vermektedir. Bu nasıl bir körlük, bu nasıl bir hukuksuzluktur? Camilerimize saldırı olduğunda susanlara, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’e yönelik alçak provokasyonları ifade özgürlüğü adı altında pazarlayanlara, başörtülü kadınlarımızın inancını yaşama mücadelesini görmezden gelen gafillere, Avrupa şehirlerinde yükselen İslam düşmanlığını keyifle seyreden bozgunculara nasıl anlatacağız sözün namus olduğunu? Kıbrıs’ta Rum tarafını bütün Ada’nın temsilcisi gibi Avrupa Birliği’ne alanlar nereden anlayacaktır hakka hürmeti? Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.”

“YÜCE TÜRK YARGI ERKİNE UZATILMIŞ ARSIZ DİLİ SIRADAN ELEŞTİRİ KAPSAMINDA YORUMLANAMAZ”

Avrupa Parlamentosu’nun 2025 yılı Türkiye Raporu’na tepki gösteren Bahçeli, “Avrupa Parlamentosu’nun 2025 yılı Türkiye Raporu da işte bu eğri cetvelle çizilmiş bir metindir. Bu rapor bağlayıcı olmayabilir. Fakat taşıdığı siyasi niyet bakımından üzerinde dikkatle durulması gereken bir belgedir. Raporun en vahim bölümlerinden biri de yargı gücümüzü abluka altına alma teşebbüsüdür. Türkiye’nin yargı erkine uzatılmış arsız, sapkın ve umarsız dalalet dili sıradan bir eleştiri kapsamında yorumlanamaz. Devam eden yargı süreçlerini siyasi saiklerle yorumlamak, bağımsız Türk mahkemelerini yönlendirmeye kalkmak vesayet hevesidir, tahakküm arzusudur. Yüce Türk yargısı, Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde karar vermez. Türkiye Cumhuriyeti, dış aktörlerin tehdit, telkin ve terbiye imalarıyla yüzü Batı’ya çevrilip hizaya getirilemez. Herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek, yerini iyi belleyecek. Bize sınır ötesinden ayar vermeye kalkan her kim varsa Türkiye Cumhuriyeti’nin hürriyetine ve egemenliğine yan gözle bakmamayı öyle ya da böyle öğrenecektir” diye konuştu. Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“ÜLKÜ OCAKLARI, AVRUPA KAMUOYUNDA HEDEF TAHTASINA KOYULMAK İSTENMEKTEDİR”

“Avrupa Parlamentosu Raporu’nda hepimizin yetiştiği o kutlu ocağa, göz aydınlığımız, gönül ferahlığımız olan Ülkü Ocaklarımıza yönelen ifadeler de eski bir husumetin yeni kılığa sokulmuş halidir. Bu mesele yeni değildir. Dün Washington’da Ülkü Ocakları aleyhine dosya açmaya çalışanlar vardı. Bugün Brüksel’de aynı karalama faaliyetini rapor satırlarına iliştirenler vardır. Dün ABD Temsilciler Meclisi’nde, 2022 tarihli Ulusal Savunma Yetki Yasası’nın içine Ülkü Ocakları’nın terör örgütü olup olmadığının araştırılmasını öngören izansız bir madde sıkıştırılmak istenmiştir. O gün Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığımız da bu girişimi esefle karşılamış, bunun asılsız ithamlarla örülmüş, köklü müttefiklik hukukuna yakışmayan, Türkiye karşıtı lobilerin Avrupa’da da sahnelediği yanlı bir teşebbüs olduğunu açıkça ilan etmiştir. O gün de hedef aynıydı, bugün de hedef aynıdır. Sözün çıktığı kürsülerin başkentleri değişse de niyet değişmemiştir. Türk milliyetçiliğini kriminalize etme, Türk gençliğini milli ve manevi değerlerinden kopartıp köksüzleştirme gayretlerinin farkındayız. Avrupa Parlamentosu’nun işi ortadadır. Dillerinde özgürlük ve demokrasi yalanı, satırlarında hukuk kılıfına sokulmuş dayatma, işin esasında ise Türk ve Türkiye karşıtlığı vardır. Bu yalan pazarının kepengi er ya da geç, indirilecektir.

“TÜRK MİLLETİ KENDİ HAKLARINI BAŞKALARININ DUDAĞINA BIRAKACAK TIĞNIYETTE DEĞİLDİR”

Avrupa Parlamentosu Raporu’nun Kıbrıs ve Mavi Vatan başlıklarında takındığı tavır ise eski bir hesabın denizlere uzanan yeni perdesidir. Bugün hala Bizans’ın küllenmiş ihtiraslarını avuçlarında kor gibi saklayanlar, hala Megali İdea’nın tarihin çöplüğüne atılmış haritalarında kendilerine gelecek arayanlar, hala Rum-Yunan yayılmacılığının yıpranmış defterlerinden yeni husumet başlıkları çıkarmaya çalışanlar vardır. Bunların zihninde İstanbul’un fethi kapanmamış bir yara, Kıbrıs Türkü’nün egemen eşitliği inkara mahkûm edilmiş bir hakikat, Adalar Denizi, Türkiye’yi köşeye sıkıştıracak diplomatik bir pusu, Doğu Akdeniz ise ucuz tezvirat sarmallarıyla donatılmış jeopolitik bir bilmecedir. Mavi Vatan’ı ‘saldırganlık’, Türkiye-Libya mutabakatını ‘hukuksuzluk’, Kıbrıs Türkü’nün egemenlik talebini ‘ayrılıkçılık’ gibi göstermeye çalışan bu zihniyet, Türk milletinin denizlerdeki iradesini Antalya Körfezi’ne hapsetme rüyasını hala diri tutmaktadır. Fakat ne tarih onların istediği gibi yazılmıştır ne coğrafya onların heveslerine göre çizilmiştir ne de Türk milleti kendi hakkını başkalarının iki dudağı arasından süzülecek söze bırakacak tıynettedir.

“KIBRIS TÜRKLERİ YILLARCA KUŞATMA ALTINDA YAŞAMIŞTIR”

Kıbrıs davasının kökleri derindedir. 1950’lerden itibaren Enosis hayali Ada’nın üzerine kara bir gölge gibi çökmüştür. EOKA terörü, Kıbrıs Türkü’nün canına, malına, varlığına ve istikbaline kastetmiştir. 1960 ortaklık devleti, Rum tarafının Türkleri eşit kurucu ortak olarak görmek istememesi nedeniyle kısa sürede işlemez hale getirilmiştir. Akritas Planı’yla Kıbrıs Türkü’nün siyasi eşitliği yok edilmek istenmiş, 1963’ün Kanlı Noel karanlığı Ada’da Türk varlığına yönelen soykırım siyasetinin en acı sayfalarından biri olmuştur. Kıbrıs Türkü yıllarca kuşatma altında yaşamıştır. Köyler yakılmış, ocaklar söndürülmüş, çocuklar yetim, analar gözü yaşlı bırakılmıştır. 1974’e gelindiğinde bıçak kemiğe dayanmış, ‘Ayşe tatile çıkmıştır’. Türkiye, garantörlük hukukundan doğan hakkını kullanmış; Kıbrıs Barış Harekatı’yla Ada’da yalnız Türk’ün değil, barışın ve dengenin de teminatı olmuştur. Bugün hala bu tarihi yok sayarak Türkiye’ye Kıbrıs dersi vermeye kalkışanlar, hakikatin üstünü örtemezler. Kıbrıs’ta Enosis hayalini ‘self determinasyon’ kılıfında pazarlayanlar, terör örgütü EOKA’yı bağımsızlık mücadelesi makyajıyla aklamaya çalışanlar, Akritas Planı’nın kanlı hesabını teferruat gibi göstermeye yeltenenler, Kıbrıs Türkü’nün 1963’ten 1974’e uzanan direnişini görmezden gelenler bugün bize insanlık dersi veremezler. 

Hiç kimse bizden Kıbrıs Türkü’nün davasını müzakere masalarında aşındırılmış formüllere, uzatılmış oyalamalara, Rum tarafının bitmeyen oyunlarına teslim etmemizi istemesin. Kıbrıs’ta hakikatin adı iki millettir, iki devlettir, iki ayrı egemen iradedir. Bu uğurda çektiğimiz çileleri, 1963’ün karanlık gecelerini, 1974’te Romalıların deyimiyle ‘Rubikon’un nasıl geçildiğini’ tarih bütün detaylarıyla yazmıştır. Türkiye’nin hukuk temelinde tartışmaya açık olmayan etkin ve fiili garantörlüğünü tartışmaya açmaya çalışanlar; bu topraklardaki varoluş kavgalarımızı ya unutmuş ya da unutturmak istemektedir. Biz unutmadık, size de unutturmayacağız.

“TÜRKİYE KENDİ KIYILARINDA BEKÇİ KULÜBESİNE HAPSEDİLECEK DEVLET DEĞİLDİR”

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, büyük Türk milletinin deniz jeopolitiğinde ileri karakolu, milli güvenliğimizin güney cephesindeki kilit taşı, Mavi Vatan ufkumuzun ayrılmaz parçasıdır. Türkiye kendi denizlerinde seyirci değildir. Türkiye kendi kıyılarında bekçi kulübesine hapsedilecek bir devlet değildir. Adalar Denizi, egemenlik, güvenlik ve milli haysiyet sahasıdır. Doğu Akdeniz, Anadolu’nun mavi kapısı, Kıbrıs Türkü’nün hayat alanı, enerji denklemlerinin merkez üssü, deniz yetki alanlarımızın nirengi noktasıdır. Mavi Vatan; denizlerdeki Misakımilli şuurudur. Rum-Yunan ikilisinin tarih boyunca değişmeyen hatası, Türk sabrını yanlış okumak olmuştur. Onlar Türk’ün sessizliğini çekingenlik, diplomasi arayışını zayıflık, barış arzusunu geri adım sanmışlardır. Her defasında yanılmışlardır. Bugün de yanılmaktadırlar. G7 masasındaki Hürmüz gündemi ve ABD-İran mutabakatı da bu büyük tabloyu tamamlamaktadır. ABD ile İran arasında varılan 14 maddelik mutabakat; Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, deniz ablukasının kaldırılması, İran’ın nükleer stoklarına ilişkin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde yürütülecek seyreltme ve bertaraf süreci, dondurulmuş fonlar, Lübnan dahil cephelerde askeri operasyonların durdurulması ve nihai anlaşma için takvim belirlenmesi gibi başlıkları kapsamaktadır. Ancak ABD Kongresi’nde bu mutabakata yönelen itirazlar da göstermektedir ki, ABD siyasetinin kendi içinde bile netleşmemiş, çalkantılı ve hesaplı bir zemini vardır.

“AVRUPA’NIN KİBİR SARHOŞLUĞUNDAN DÜŞTÜĞÜ FERESET YOKSUNLUĞU GÜN GİBİ ORTADADIR”

Biz dünyaya Ankara’dan bakar; dünyayı Türkçe okur, yarınımızı dünün ışığında Türkçe tayin ederiz. Ukrayna savaşında İstanbul görüşmelerine ev sahipliği yapan, Karadeniz’de dengeleri gözeten, Montrö rejiminin hassasiyetini koruyan, Ukrayna’nın savunma kapasitesine katkı sunarken bölgesel savaşın yayılmaması için diplomatik kanalları açık tutan Türkiye’dir. Suriye’de sınır güvenliğini sağlamak, terör koridorunu parçalamak, milyonlarca sığınmacının geri dönüşünü mümkün kılacak zemini oluşturmak için sahada bedel ödeyen Türkiye’dir. Turan Koridoru’ndan hayat bulacak Avrupa-Asya bağlantısına kadar yeni jeopolitik sayfayı okuyan Türkiye’dir. Doğu Akdeniz’de enerji denklemlerinin dışında bırakılmak istenen, fakat sahada ve masada varlığını kabul ettiren Türkiye’dir. Son sözü söylemeden ne Adalar Denizi’nde ne de Doğu Akdeniz’de kalem oynatılamayan ülke Türkiye’dir. Bütün bunları görmeden Türkiye’ye rapor yazanlar, haritaya bakıyor ama bizi göremiyorlar. Bizi tanımıyorlar, sonraki adımımızı kestiremiyorlar, ufkumuzu kavrayamıyorlar. Avrupa’nın kibir sarhoşluğundan mütevellit içine düştüğü feraset yoksunluğu gün gibi ortadadır. Türkiye Cumhuriyeti devletine, MHP ve Ülkü Ocaklarına, Mavi Vatan davamıza ve yavru vatanımız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki politikalarımıza çamur atmaya kalkıp Ankara’dan stratejik iş birliği bekleme devri çoktan kapanmıştır. 

“TÜRK’E PUSU KURANLAR AVA GİDERKEN AVLANACAKLARINI İYİ BİLMELİDİR”

Brüksel istediği kadar kalem oynatsın; Ankara’dan duyulan sadece izansızlığın yankısıdır. Kurt puslu havayı sever ama her pusu kuran da kendini avcı bellememelidir. Türk’e pusu kuranlar ava giderken avlanacaklarını da iyi bilmelidir. Türkiye kendi yolunda, kendi aklıyla, kendi iradesiyle ve Cenabıallah’ın inayetiyle yürümeye devam edecektir. Rüzgarımız arkamızda, yelkenimiz fora, pusulamız belli, niyetimiz ciddi, yeminimiz istikbaldir: Gök kubbenin altında, ebedi Türk yurdu Anadolu’da, Kıbrıs Türkü’nün haklı davasında ve Mavi Vatan’ın her damlasında ilelebet var olacağız.”

“600’DEN FAZLA KAYNAKTAN İSTİFADE EDİLDİ”

MHP tarafından hazırlanan “İstikrar, Ahlak ve Refah Temelli Kalkınma Vizyon Belgesi” adını taşıyan kitabı tanıtan Bahçeli, kitaba ilişkin şunları söyledi: 

“Bu belgenin omurgasını oluşturan üç temel esas vardır: İstikrar, ahlak ve refah. Bu üç esas, Türkiye’nin kalkınma iradesini ayakta tutacak üç ana direktir. İstikrar; devletimizin karar alma, uygulama ve sürdürebilme kudreti, ekonomide güven ve üretimde sürekliliktir. İstikrar; buhranlı zamanları kendi siyasi iştahlarına azık edenlerin, kaostan ikbal devşirenlerin, IMF kapılarında reçete bekleyen eski Türkiye’yi hortlatmak isteyenlerin karşısında Cumhur İttifakı’nın ülkemize kazandırdığı yürütme ve idare kudretidir. Ahlak ise bu kalkınma irademizin ruhudur. Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in Dokuz Işık öğretisinde de yer alan Ahlakçılık ilkesi; diğer ilkelerle birlikte kalkınma yürüyüşümüzün fikrî kandilleridir. Ahlakçılık, kazancın helal dairede kalmasıdır. Ahlakçılık, nimette ve külfette gözetilen adalettir. Refah ise istikrar ve ahlak zemininde yükselecek olan adil bölüşüm düzenidir. Refah; toprağını terk edip şehre göç etmeyen çiftçimiz, ‘Ya Nasip’ diyerek ümitle kepengini her sabah huzurla açan esnafımız, fabrikalarda ter döken işçimiz, başı dik yaşayan emeklimiz, eğitimini de ekmeğini de öz vatanında arayan gençlerimizdir. Devletin bekası, milletin huzuruyla kaimdir. Milletin huzuru ise refahın haneye, sofraya, çarşıya, pazara ve gönüllere yansımasıyla mümkündür. İşte bu nedenle ‘İstikrar, Ahlak ve Refah Temelli Kalkınma Vizyon Belgesi’ milli kaynak, imkân ve kabiliyetlerimizi harekete geçireceğimiz seferberlik çağrısıdır. Bu çağrı, ‘Gelen Türk Asrı, Geleceğin Gücü Türkiye’ ülküsünün iktisadi ve sosyal alanda şahdamarıdır. Bu çağrı, 2053’te Lider Ülke ve Süper Güç Türkiye hedefine giden yolda stratejik bir kaldıraçtır.” 

Yorum Yap

Benzer Haberler
MHP Grup Toplantısı…. Bahçeli’dan AP’nin Türkiye Raporu’na tepki: “Türkiye’nin yargı erkine uzatılmış arsız, sapkın ve umarsız dalalet dili sıradan bir eleştiri kapsamında yorumlanamaz”
MHP Grup Toplantısı…. Bahçeli’dan AP’nin Türkiye Raporu’na tepki: “Türkiye’nin yargı erkine uzatılmış arsız, sapkın ve umarsız dalalet dili sıradan bir eleştiri kapsamında yorumlanamaz”
İsmail Hakkı Tonguç, mezarı başında anıldı… Suat Özçağdaş: İsmail Hakkı Tonguç ne ise Yusuf Tekin tam tersi
İsmail Hakkı Tonguç, mezarı başında anıldı… Suat Özçağdaş: İsmail Hakkı Tonguç ne ise Yusuf Tekin tam tersi
Ezilenlerin Sosyalist Partisi: “Gözaltına alınan tüm arkadaşlarımız serbest bırakılsın”
Ezilenlerin Sosyalist Partisi: “Gözaltına alınan tüm arkadaşlarımız serbest bırakılsın”
Milli Savunma Bakanı Güler, Moğolistan Savunma Bakanı Damba ile bir araya geldi
Milli Savunma Bakanı Güler, Moğolistan Savunma Bakanı Damba ile bir araya geldi
Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat’ın da arasında bulunduğu 35 kişi tutuklandı
Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat’ın da arasında bulunduğu 35 kişi tutuklandı
Özgür Çelik: Bu insanlara kelimenin tam anlamıyla 4 gündür bir psikolojik işkence yapılıyor
Özgür Çelik: Bu insanlara kelimenin tam anlamıyla 4 gündür bir psikolojik işkence yapılıyor
Yeşil Yamaçlardan Taze Gündem
Gündem Rize

Gündem Rize, “Yeşil Yamaçlardan Taze Gündem” anlayışıyla Karadeniz’in doğasından ilham alan hızlı ve güvenilir haberciliğiyle; Rize’den yükselen en güncel gelişmeleri tarafsız ve dinamik bir bakışla okuyucusuna sunar.

2026 Gündem Rize © Tüm hakları saklıdır. Gündem Rize