CHP Sözcüsü Müslim Sarı, MYK toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen “Çerçeve Yasa” ile ilgili “Bunu bir pazarlık unsuru olarak değerlendirmedik. Yani bu yasayı ve bu yasanın çerçevesini, iç politikalarda parti menfaatleri açısından bir pazarlık unsuru olarak asla değerlendirmedik ve görmedik. Aynı tutumumuz devam ediyor. Elbette yasal süreç sona ermiş değil. Kanunun çıkmış olması, yasal sürecin sona erdiği anlamına gelmiyor. Çünkü kanun süreli bir kanun ve şarta bağlı bir kanun” dedi.
(ANKARA) – CHP Sözcüsü Müslim Sarı, MYK toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen “Çerçeve Yasa” ile ilgili “Bunu bir pazarlık unsuru olarak değerlendirmedik. Yani bu yasayı ve bu yasanın çerçevesini, iç politikalarda parti menfaatleri açısından bir pazarlık unsuru olarak asla değerlendirmedik ve görmedik. Aynı tutumumuz devam ediyor. Elbette yasal süreç sona ermiş değil. Kanunun çıkmış olması, yasal sürecin sona erdiği anlamına gelmiyor. Çünkü kanun süreli bir kanun ve şarta bağlı bir kanun” dedi.
CHP Sözcüsü Müslim Sarı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplanan Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısının ardından basın toplantısı düzenledi.
Reel sektör firmalarının hiç olmadığı kadar risk altında olduğunu belirterek hükümeti uyaran Sarı, şunları söyledi:
“Ülkenin en önemli gündemlerinden biri ekonomi. Ekonomiyle ilgili bir tarafta veriler açıklanıyor ve bu veriler aslında Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu duruma ilişkin bize birtakım tablolar sunuyor, fotoğraf çekiyor. Biz de bunları MYK gündemimizde değerlendirme fırsatı buluyoruz. Bu çerçevede bu haftanın en önemli verisi, aslında kendi içinde de çok büyük bir uyarı barındıran reel sektör döviz pozisyonu açığı.
“REEL SEKTÖR, ÇOK CİDDİ BİR DÖVİZ POZİSYON AÇIĞIYLA KARŞI KARŞIYADIR”
Buradan hükümeti uyarmak istiyoruz: Reel sektör, finansal koşullar sebebiyle çok ciddi bir döviz pozisyon açığıyla karşı karşıyadır. Çok büyük bir kırılganlık içindedir, çok büyük bir risk altındadır. Uygulaya geldiğimiz program döviz kurunu baskıladığı için, döviz kuru olması gereken seviyelerde olmadığı için burada çok ciddi bir risk birikmektedir ve reel sektör firmalarının önümüzdeki dönemde, programda ortaya çıkan gevşemeye bağlı olarak, çok ciddi şekilde iflaslarla karşı karşıya kalacağını göreceğiz.
“REEL SEKTÖR FİRMALARI HİÇ OLMADIĞI KADAR BÜYÜK BİR RİSK ALTINDADIR”
Reel sektör firmalarının iflası, finansal sektör firmalarının da kredi mekanizması üzerinden, yani bankaların da iflası anlamına gelecektir ya da bozuk kredilerinin sayısının artması anlamına gelecektir. Dolayısıyla, reel sektör firmaları hiç olmadığı kadar büyük bir risk altındadır. Türkiye’de üretim yapan, istihdam üreten bu firmalar çok büyük bir kırılganlıkla karşı karşıyadır. Buradan hükümeti uyarmak istiyoruz.
Yanı başımızda beş yıldır devam eden bir savaş var. İşte Ukrayna ile Rusya arasındaki savaş gibi. Ama her iki ülke de savaşın içinde olduğu hâlde enflasyonları yüzde 20’nin altında. Dolayısıyla, ‘Savaş olmasaydı, bizim buradaki enflasyonumuz, Türkiye’deki enflasyonumuz yüzde 20 olurdu’ söylemi gerçekten trajikomik bir söylem. Yani bunun bugün, ülkenin ekonomi politikalarını yöneten bir kurumun, hükümetin başkanı tarafından dile getirilmiş olması aynı zamanda çok büyük bir trajikomik durumu ifade ediyor. Aynı zamanda bir çeşit dalga geçmek gibi de algılanabilir.”
Sarı, MYK’da dış politikaya ilişkin ise şu değerlendirmelerde bulunulduğunu ifade etti:
“En önemli değerlendirme noktamız bizim Mekke ortak savunma anlaşmamız, yani 7 Ağustos’ta imzalanan savunma anlaşması oldu. Bu savunma anlaşmasına ilişkin fikirler, düşünceler, değerlendirmeler, riskler ve avantajlar masaya yatırıldı. Bildiğiniz üzere bu anlaşma, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında, üç temel hat üzerinde, üç temel boyut üzerinde oluşturulmuş bir anlaşmaydı. NATO’nun 5. maddesine benzer bir kolektif caydırıcılık içeren, öte yandan ülkelerin savunma sanayisi ya da savunma alanındaki işbirliklerinin derinleştirilmesi hedefini ortaya koyan ve terör başta olmak üzere ülkeler açısından güvenliği tehdit eden unsurlara karşı bir savunma paktı.
Bu savunma paktının elbette olumlu yanları da var, olumsuz yanları da var. Üç önemli konu üzerine oturuyor. Aslında üç tane farklı bakış açısı var ya da daha doğrusu, üç farklı boyutu bir savunma paktı içinde bir araya getirme hedefi olduğu görülüyor. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin savunma sanayisi alanındaki gelişmeleri, işte Suudi Arabistan’ın finansal gücü ve öte yandan nükleer silaha sahip olan tek Müslüman ülke olarak Pakistan’ın bu potansiyelini, bu gücünü bir araya getirerek bir ortak işbirliği, barış ve savunma işbirliği anlaşmasının imzalandığını görüyoruz.
“EN AZINDAN KURULUŞ AŞAMASINDA BU EKSİKLİĞİ DİLE GETİRMEK LAZIM”
Şimdi bu anlaşmayla ilgili tabii şöyle değerlendirmeler yapmak mümkün: Bir defa iki tane büyük gücün bu bölgede, yani Türkiye dışında iki tane büyük gücün, bir taraftan Mısır’ın, diğer taraftan İran’ın sistemin dışında bırakılmış olmasını biz büyük bir eksiklik olarak değerlendiriyoruz. Her iki ülke de bir taraftan kendi mezhepsel dağılımlarına da baktığımız zaman, yani hem Şia’nın hem Sünni mezhebinin önemli iki ülkesi olması bakımından, hem Orta Doğu’nun en önemli ülkelerinden biri olması bakımından, bölgenin istikrarı açısından da son derece önemli iki ülke olması bakımından buranın önemli bir eksiklik olduğunu değerlendiriyoruz. Elbette anlaşmanın içeriğine baktığımız zaman yeni üyelerin de bu anlaşmaya katılabileceğinden bahsediyor. Ama en azından kuruluş aşamasında bu eksikliği dile getirmek lazım.
Bildiğiniz üzere Amerika Birleşik Devletleri Asya-Pasifik’e yönelerek, özellikle Çin’e yönelerek, daha farklı bölgelerde, Avrupa gibi, Orta Doğu gibi, Latin Amerika gibi diğer bazı bölgelerde kendi müttefiklerini sürecin içine koyarak kendi güvenlik yükünü bir miktar kendi üzerinden atmak gibi bir strateji izliyor. Kendi güvenlik bölgelerine baktığımız zaman Türkiye’nin bu konuda çok dikkatli olması gerekir. Kendi ulusal çıkarlarına uygun bağımsız dış politika açısından bu önemlidir. Türkiye kendi stratejik derinliğinde, derinliğinde varsıl kılacak, bu durumu var kılacak her türlü iş, işlem ve ilişki içine girebilir. Ancak bunu başka ülkelerin güvenlik yükünü alan bir çerçeveye dönüşme riski vardır. Bu riske de biz dikkat çekmek istiyoruz.
“İRAN’A DA DİKKAT ETMEK GEREKİR”
Öte yandan uzun süreli, tarihsel ilişkimiz olan ve barışçı çok uzun bir dönemde sınırı paylaştığımız İran gibi bir devletin böyle bir anlaşma karşısında kendisinin çevrelendiği duygusunu hissetmiş olmasını da istemeyiz. Gerçi İran’ın resmi makamlarının bu konuda açıklamalarını bugün gördük. Dolayısıyla bunun kendileri için bir risk oluşturmadığını söylediler. Bu bizim açımızdan olumludur. Ancak yine de İran’a dikkat etmek gerekir. Öte yandan bu anlaşmanın Türkiye’nin taraf olmadığı bazı çatışma unsurlarının da tarafı hâline getirebilme riski vardır. Bu da son derece önemlidir. Özellikle NATO’nun 5. maddesine benzer bir kolektif savunma anlaşmalarının her zaman bu tür riskleri vardır. Özellikle Pakistan’la Hindistan arasında, Pakistan’la Afganistan arasında ya da Husilerle Suudi Arabistan arasında.”
“ÖTEDEN BERİ BU YASANIN KONUSUNU TEŞKİL EDEN SORUNLA İLGİLİ YAKLAŞIMIMIZ BELLİDİR”
TBMM’de kabul edilen “Çerçeve Yasa”nın hayırlı olmasını dileyen Sarı, konuya ilişkin şunları söyledi:
“Bildiğiniz üzere bu haftanın en önemli konusu çerçeve yasaydı ve çerçeve yasa ile ilgili tartışmalar, bu yasanın bundan sonra ne gibi sonuçlarının olabileceğine ilişkin tartışmalar, hem medyada hem de partilerin yetkili kurullarında tartışılıyor. Biz de bu çerçevede çerçeve yasa ile ilgili düşüncelerimizi, fikirlerimizi ve bundan sonra olası konuları tartışma fırsatı bulduk. Öncelikle bu çerçevenin Türkiye’nin milli birliği, beraberliği ve kardeşliği açısından bu yasanın hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Bizim öteden beri bu yasanın konusunu teşkil eden sorunla ilgili yaklaşımımız bellidir, nettir.
“HİÇBİR ZAMAN BU SORUNU BİR PARTİ MESELESİ GİBİ GÖRMEDİK”
1989 yılından beri Türkiye, Cumhuriyet Halk Partisi’nin öncülü olan partilerin bu konuyla ilgili bugün bile dahi söylenmeye cesaret edilemeyen sözleri söylediklerini, bu konuyla ilgili yaklaşımları ve görüşleri paylaştıklarını hatırlatmak istiyoruz. Öte yandan bu konu gündeme geldiğinden beri, son iki yıldır da partimiz son derece yapıcı bir biçimde meselenin çözümü, terörün ortadan kaldırılması konusunda yapıcı bir çözüm, yapıcı bir tutum sergiledi. Hiçbir zaman bu sorunu bir parti meselesi gibi görmedik.
“KANUNUN ÇIKMIŞ OLMASI, YASAL SÜRECİN SONA ERDİĞİ ANLAMINA GELMİYOR”
Yani biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu partiler üstü bir mesele, bir kamuoyu anlayışı çerçevesinde bir devlet meselesi, bir memleket meselesi gibi gördük ve hiçbir zaman bunu iç politikaya malzeme etmeyi düşünmedik. Bunu bir pazarlık unsuru olarak değerlendirmedik. Yani bu yasayı ve bu yasanın çerçevesini, iç politikalarda parti menfaatleri açısından bir pazarlık unsuru olarak asla değerlendirmedik ve görmedik. Aynı tutumumuz devam ediyor. Elbette yasal süreç sona ermiş değil. Kanunun çıkmış olması, yasal sürecin sona erdiği anlamına gelmiyor. Çünkü kanun süreli bir kanun ve şarta bağlı bir kanun.
Dolayısıyla ilgili şartların, hepinizin malumu olduğu üzere, silah bırakıldığının resmi organlar tarafından teyit edilmesi, Milli Güvenlik Kurulu tarafından bir rapora bağlanması, bunun Resmî Gazete’de yayımlanması ve ondan sonra başlayacak bir süre içerisinde bu yasanın geçici olanaklarından yararlanılmasının mümkün kalacağı bir çerçeve var önümüzde. Tamamlanmamış bir yasal süreç var henüz.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak nasıl bu yasanın içinde yer aldıysak, iradesinin bir parçası olduysak, bu sürecin tamamlanması konusunda da yakından takip edeceğimizi kamuoyuna duyurmak istiyoruz. Titizlikle bu süreci takip edeceğiz. Bu yasa güzel bir başlangıç, bizim açımızdan güzel bir başlangıç; ancak bir son değil. Bu yasanın içeriğini, bu yasayla başlayan sürecin içeriğini daha da zenginleştirecek yaklaşımlardan yana olduğunu Cumhuriyet Halk Partisi’nin söylemek isteriz.
Yani bu meseleyi sadece bir güvenlik ekseni meselesi içinde, devletin bekası meselesi içerisinde görmeden; tabii ki bunlar çok önemli ve bunları biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kurucu parti olarak önemsiyoruz, çok özel ve önemli görüyoruz. Ama öte yandan bu sorunu ortaya çıkaran unsurları ortadan kaldıracak, ekonomik boyutuyla, kalkınma boyutuyla, sosyal boyutuyla ve kültürel boyutlarıyla zenginleştirilmesi gerektiğine de inanıyoruz.”
“BEŞ İLİMİZDE ATAMA YAPTIK”
CHP’deki örgütsel düzenlemelere ilişkin de konuşan Sarı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her toplantıda biz örgütlerimizle, il örgütlerimizle ve ilçe örgütlerimizle bu konuyla ilgili atamalar, görevlendirmeler, görevden almalar gerçekleştirdik. Bugünkü toplantıyla aslında bu işin sonuna gelmiş olduk. Bizim sekiz ilimizde yönetim boşluğumuz vardı. Daha doğrusu il yönetimlerimiz yoktu. Daha önceden istifa eden arkadaşlarımız oldu ve bunun yerine atamalar yaptık. Bugün beş ilimizde atama yaptık. Üç ilimizde de yetki verdik. MYK olarak ilgili birime yetki vermiş bulunuyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde de bir MYK kararı beklenmeksizin geri kalan üç ilimizde de atama gerçekleştirilecek ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütün illerinde yönetimler oluşturulmuş olacak.
Bugün için aldığımız kararlar doğrultusunda atadığımız, beş ilde görevlendirdiğimiz arkadaşlarımız ve illeri şunlar: Bolu ili için Ersan Türkoğlu, Gümüşhane için Rıdvan Eryılmaz, Hatay için Derya Altınay, Sakarya için Songül Bulut ve Tokat için de Ender Ergün’ü atamış bulunuyoruz. Böylece yetki verdiğimiz üç ille beraber Cumhuriyet Halk Partisi’nin il atamalarıyla ilgili süreci tamamlanmış oluyor. Ben henüz MYK’dan çıkarken o konuyla ilgili bir karar alınıyordu ama henüz ben ona yetişemedim. Muhtemelen gidince öğreniriz ya da kamuoyuyla paylaşılır.
Bu il düzenlemelerimiz tamamlandığına göre, başta söylediğimiz il başkanları toplantımızı da yapabilir hâle geleceğiz. Kuvvetle muhtemel önümüzdeki hafta bir il başkanları toplantısı yaparak atadığımız bütün bu il başkanlarıyla beraber genel değerlendirmeler yapacağız. Elbette il başkanlığına atanmış olması, örgütsel düzenlemelerin sonu olduğu anlamına gelmiyor. Sonuna geldiğimiz anlamına gelmiyor. Çünkü bu illerle beraber, bu il yönetimleriyle ortak bir biçimde ilçelere ilişkin düzenlemeler de yapılıyor. Bir yandan peyderpey başladı, yapılacak.
“AĞUSTOS AYININ SONUNA GELDİĞİMİZDE BUNLAR DA TAMAMLANMIŞ OLACAK”
Ağustos ayının sonuna geldiğimizde bunlar da tamamlanmış olacak. Yine kuvvetle muhtemel eylül ayının başlarında biz kongre takvimini, kongreler takvimini ilan ediyor olacağız. Onu da önümüzdeki hafta tam gün olarak belki sizinle paylaşma fırsatım olur. Dolayısıyla biz, başta söz verdiğimiz gibi Cumhuriyet Halk Partisi üyelerine ve kamuoyuna, olağanüstü kurultay yapamadığımız yerde en azından mahkemenin vereceği kararı beklerken parti içi yarışlar ve parti içi değerlendirmelerin önünü kapatmamak için kongreleri başlatalım iradesine uygun olarak ve en geç eylül ayında da kongre takvimlerini ilan edelim ve kongrenin resmi başlangıçlarını yapalım iradesine uygun olarak hareket ediyoruz. Dolayısıyla 10-15 gün içerisinde bu konuyla ilgili bütün netlikleri görme şansımız olur.
Öte yandan arkadaşlar, genelde illerimizin ilçeleriyle ilgili değerlendirmelerimizi, aldığımız kararları ayrıntı kararlar olarak görüp sizlerle paylaşmama eğilimi içindeyiz. Ama İstanbul’a ilişkin biliyorsunuz özel bir ilgi var ve İstanbul’da özel bir beklenti oluşuyor. O yüzden biz geçen hafta İstanbul ilçelerine ilişkin yapmış olduğumuz atamaları, yarım bıraktığımız, eksik bıraktığımız ilçelerimize ilişkin değerlendirmeleri de yaptık. Bu değerlendirmeleri de yine sizinle paylaşalım.
Yaklaşık 14 ilçemizde ilçe başkanı belirlemiş bulunuyoruz. Bu ilçeler Avcılar, Bağcılar, Bakırköy, Beşiktaş, Beylikdüzü, Beyoğlu, Esenyurt, Fatih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kağıthane, Silivri ve Sultangazi. Geri kalan ilçelerle ilgili ki dört ya da beş ilçe sanıyorum, ilgili birime yetki vermiş bulunuyoruz. Dolayısıyla bunun için de herhangi bir MYK kararına gerek olmaksızın önümüzdeki birkaç gün içerisinde yeni değerlendirmelerle İstanbul ilçelerini tamamlamış olacağız. Yani hem illerimizi hem İstanbul’la ilgili ilçelerimizi tamamlamış oluyoruz. Dolayısıyla örgütsel düzenlemelerimizin de sonuna gelmiş oluyoruz. Artık bu aşamadan sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi yetkili organlarını örgütsel düzeyde toplayarak kongre süreçlerine hazır hâle geldiğini görmüş olacağız.”
Basın açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Sarı, hem bir yandan partiden ayrılmayıp hem de yeni partiyi destekleyen isimlerin ihracına ilişkin şunları söyledi:
“Bugünkü MYK gündemimize ihraçlar konusu gelmedi. Ama daha önce ifade ettiğim ilke çerçevesinde, bir partinin üyesi olup o partinin başka bir siyasal partinin eylemlerine, etkinliklerine katılan, başka siyasal partiyi öven ve başka siyasal parti için çalışan arkadaşlarımızla yollarımızı ayıracağımızı bildirmiştik. Bunun hem ahlaki olmadığını hem de ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde açık biçimde disiplin suçu olduğunu belirtmiştik. Biz bu ilke çerçevesinde değerlendirmelerimizi sürdürüyoruz. Arkadaşlarımızın iş ve eylemlerini, sosyal medya paylaşımlarını, geçmişte yapmış oldukları faaliyetleri ve hâlen yürütmekte oldukları faaliyetleri ilişkin titiz bir çalışma yürütülüyor. Dolayısıyla bunlar olgunlaştığında kamuoyuyla paylaşılacak.”
Sarı, kendisine yöneltilen bir soru üzerine, Etimesgut Belediyesi’ndeki Başkanvekilliği seçiminin ardından öne sürülen iddialara ilişkin şu yanıtı verdi:
“Etimesgut meselesiyle ilgili de şimdi şöyle bir şey var arkadaşlar: Etimesgut Belediyesi Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediyesi. Cumhuriyet Halk Partisi’ne ait olan bir belediye. Ve belediye başkanı da parti içindeki bu ayrışmada Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde kalacağını taahhüt etmiş bir belediye başkanı. Dolayısıyla bu arkadaşlarımız bizden ayrıldıktan sonra biz belediye meclisinde 3. gruba düşmüş olduk. Cumhur İttifakı’nın 12 tane belediye meclis üyesi vardı burada. Bizim 11 civarında bir belediye meclis üyemiz vardı. İYİ Parti’ye giden arkadaşlarımızla 18’e yakın belediye meclis üyesi vardı.
“HİÇBİR GRUBA BİR SİYASAL TAAHHÜTTE BULUNMADIK”
Şimdi biz Erdal Beşikçioğlu’nun vefasına uygun bir biçimde, kendisinin istediği, kendisinin önerdiği ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliği içinde siyaset yapan belediye meclis üyesi arkadaşlarımızın da desteklediği bir aday çıkarttık. Şimdi bu adayın etrafında Etimesgut’ta bir birleşme oldu. Biz hiç kimseyle ittifak yapmadık. Hiçbir gruba bir siyasal taahhütte bulunmadık. Ve Etimesgut Belediyesi’nde görev paylaşımına ilişkin hiç kimseye hiçbir şey söylemedik.
Yani hem MHP grubunda hem AK Parti grubunda hem de yeni partiye giden arkadaşlarımız bakımından. Biz Cumhuriyet Halk Partisi kurumsal kimliğine uygun, başkana vefa göstererek ve bütün arkadaşlarımızın oyunu alabileceğine inandığımız bir adayı çıkarttık. Şimdi bu adayın etrafında bir toparlanma oldu. Mesele bundan ibarettir. Bence şunu sorgulamak gerekir: Cumhuriyet Halk Partisi’ne ait olan bir belediyede ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin o belediye meclis üyelerinin aday çıkarttığı bir yerde, Cumhuriyet Halk Partisi kimliği içerisinde yer alan ve yıllarca siyaset yapan ama şimdi yollarını ayırmış olan arkadaşlarımızın ayrı bir aday çıkartmış olması bence tutarsızlıktır.
Dolayısıyla sorgulanması gereken bir şey varsa o da budur. Bu arkadaşlarımızın aday çıkartmak yerine Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir adayını desteklemelerini beklerdik. Ama böyle bir şey olmadı. Fakat biz doğru bildiğimiz yerde, doğru bildiğimiz yolda, doğru olduğuna inandığımız bir adayla seçimi kazanmış olduk. Parti Etimesgut Belediyesi’ndeydi ve sürecin sonunda yeniden CHP’de kaldı. Burada önemli olan budur. Ben Etimesgut Belediyesi’nde yapılan bu seçimin bundan sonraki seçimlerde de çok örnek olacağını, önemli bir kırılma olacağını düşünüyorum. Türk siyaseti açısından da önemli olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde bununla ilgili gelişmeleri hep beraber göreceğiz.”
Sarı, “Çerçeve Yasa” oylamasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin bazı milletvekillerinin oylamaya katılmadığı, 2 milletvekilinin ise ret oyu kullanmasına ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Biz bir grup kararı almadık. Ancak bu sürecin arkasında durduğumuzu ve bu çerçeve yasasını desteklediğimizi ifade ettik. Hatta grup başkan vekillerimizin, grup başkanımızın ve Adalet Komisyonu sözcümüzün de bu Meclis şeyinde imzası var. Üst kapakta imzası var. Dolayısıyla biz bu şeyin bir parçasıyız.
“ÖRGÜTLÜ KATILMAMA DURUMU SÖZ KONUSU DEĞİL”
Oylamaya katılmayan arkadaşlarımız için örgütlü bir katılmama durumu söz konusu değildir. Bunlar kişisel durumlardır. Mazeretleri olan arkadaşlarımızdır. Ancak örgütlü bir biçimde bu sürece katılmayan partiler oldu, biliyorsunuz. Yani bu partilerin hangi partiler olduğunu siz bizden daha iyi biliyorsunuz. Bence o partilere sormak lazım. Ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu konuyla ilgili tavrı nettir. Öyle bir örgütlü katılmama durumu söz konusu değildir.”
Gündem Rize, “Yeşil Yamaçlardan Taze Gündem” anlayışıyla Karadeniz’in doğasından ilham alan hızlı ve güvenilir haberciliğiyle; Rize’den yükselen en güncel gelişmeleri tarafsız ve dinamik bir bakışla okuyucusuna sunar.
Yorum Yap