20 Temmuz 2015’te yaşanan Suruç Katliamı’nda can veren 33 kişi Kadıköy’de anıldı. Anmada Suruç Aileleri İnisiyatifi adına bir açıklama yapıldı. Açıklamada, katliamda sorumluluğu bulunan tüm gerçek faillerin ortaya çıkarılması, ihmali ve sorumluluğu olan kamu görevlileri hakkında etkin ve bağımsız soruşturma yürütülmesi, firari sanıkların yakalanmasını ve yargı önüne çıkarılması, Suruç Katliamı’nın insanlığa karşı suç olarak değerlendirilmesi, zaman aşımı uygulanmaması ve adil, şeffaf ve etkin bir yargılama yapılması istendi.
Haber: Beril KALELİ/Kamera: Belçim KILIÇKIRAN
(İSTANBUL) 20 Temmuz 2015’te yaşanan Suruç Katliamı’nda can veren 33 kişi Kadıköy’de anıldı. Anmada Suruç Aileleri İnisiyatifi adına bir açıklama yapıldı. Açıklamada, katliamda sorumluluğu bulunan tüm gerçek faillerin ortaya çıkarılması, ihmali ve sorumluluğu olan kamu görevlileri hakkında etkin ve bağımsız soruşturma yürütülmesi, firari sanıkların yakalanmasını ve yargı önüne çıkarılması, Suruç Katliamı’nın insanlığa karşı suç olarak değerlendirilmesi, zaman aşımı uygulanmaması ve adil, şeffaf ve etkin bir yargılama yapılması istendi.
Suruç Katliamı’nda can veren 33 kişi Kadıköy’de anıldı. Anmada Suruç ailelerinden Bayram Boyraz ve Ali Sadet, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu Eş başkanı Berfin Polat, DEM Parti İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu konuşmalar gerçekleştirdi. Cezaevinde tutuklu bulunan Suruç İçin Adalet Platformu avukatı Sezin Uçar, saldırıdan yaralı kurtulan Uğur Ok ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi Eş Genel Başkanları Hatice Deniz Aktaş ve Murat Çepni’nin anma için gönderdiği mesajlar okundu.
Suruç Aileleri İnisiyatifi adına hazırlanan “Suruç İçin Adalet, Herkes İçin Adalet” başlıklı açıklama katliamdan yaralı kurtulan Merve Nur İşleyici tarafından okundu. Açıklamada “Bundan 132 ay önce, yıkılmış bir kenti yeniden inşa etmek için yola çıkan, çoğu üniversite öğrencisi olan yüzlerce kişi; mola verdikleri Urfa’nın Suruç ilçesinde IŞİD tarafından gerçekleştirilen canlı bombalı saldırının hedefi oldu. Bu saldırıda 33 düş yolcumuz ölümsüzleşirken, yüzlerce arkadaşımız yaralandı. Aradan geçen 11 yıl boyunca, başta Halitağa olmak üzere kent kent, sokak sokak, meydan meydan adalet mücadelemizi sürdürmekten bir an olsun vazgeçmedik. On bir yıldır aynı soruları sormaya, aynı talepleri dile getirmeye ve 33 düş yolcumuzu anmaya devam ediyoruz. Ancak onca yıla rağmen Suruç Katliamı’nın aydınlatılması yönünde tek bir adım dahi atılmadı. Gerçek failler ve sorumlular ortaya çıkarılmadığı gibi, katliam davası boyunca aileler ve avukatlar olarak dile getirdiğimiz hiçbir talep karşılanmadı. Üstelik 11 yılın sonunda adalet talebimiz suç sayıldı; ‘mahkemeye hakaret’ gerekçesiyle ailelerimize hapis cezaları verildi” denildi.
“KATLİAMIN PLANLAYICILARI, AZMETTİRİCİLERİ, GÖZ YUMAN KAMU GÖREVLİLERİ YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMADI”
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Suruç Katliamı davası bugün hala sürerken, katliamın ardındaki gerçek sorumluların yargılanması için dile getirdiğimiz talepler görmezden gelindi. Dava dosyası yalnızca saldırıyı gerçekleştiren kişiyle sınırlandırılırken; katliamın planlayıcıları, azmettiricileri, ihmali bulunan ve katliama göz yuman kamu görevlileri bir kez olsun yargı önüne çıkarılmadı. Cezasızlık politikalarının bir sonucu olarak, katliamın ardındaki gerçek sorumluların ortaya çıkarılması engellendi
Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, siyasi çıkarları söz konusu olduğunda ‘bildiklerimi açıklarsam birçok insan, insan içine çıkamaz’ minvalindeki açıklamalarıyla kamuoyuna açık biçimde mesaj verirken; mahkeme, katliama ilişkin bilgi sahibi olduğunu açıkça ortaya koyan ve bu nedenle dinlenmesini defalarca talep ettiğimiz Davutoğlu’nun tanık olarak dinlenmesi talebimizi her seferinde reddetti. Katliam öncesinde saldırganın ve bağlı olduğu IŞİD hücresinin güvenlik birimleri tarafından bilindiğine ilişkin çok sayıda somut delil ortaya konulmasına rağmen, etkili ve kapsamlı bir soruşturma yürütülmedi. İstihbarat ve emniyet birimlerinin sorumluluğu görmezden gelinirken, dosya üzerindeki gizlilik kararıyla gerçeğin açığa çıkarılması engellendi. Dosyada bulunan iki firari sanık, Deniz Büyükçelebi ve İlhami Bali’nin Türkiye’nin denetiminde bulunan kamplarda olduklarına dair somut bilgiler bulunmasına rağmen, bu kişilerin Türkiye’ye getirilerek yargılanması için hiçbir adım atılmadı. Aradan geçen 11 yıla rağmen, 33’lerin katledilmesine ilişkin görülen davada tek bir kişi dahi sanık kürsüsüne çıkartılmadı”
“SURUÇ KATLİAMI, ÖRGÜTLÜ VE ÖNLENEBİLİR BİR SALDIRIDIR”
Suruç Katliamı’nın ne bir kişinin gerçekleştirdiği bir saldırı ne de münferit bir olay olduğunun vurgulandığı açıklama şu taleplerle sona erdi:
“Suruç Katliamı, örgütlü ve önlenebilir bir saldırıdır. Bu nedenle yalnızca tetikçilerin değil, katliama giden yolu açan, açtıran ve bu katliamın gerçekleşmesine zemin hazırlayan herkesin yargılanması talebimizden vazgeçmiyoruz. Bizler; Suruç Katliamı’nda ölümsüzleşenlerin aileleri, yaralılar, avukatlar ve adalet talebini büyütenler olarak, 11 yıldır sürdürdüğümüz taleplerimizi bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz:
Katliamda sorumluluğu bulunan tüm gerçek faillerin ortaya çıkarılmasını,
İhmali ve sorumluluğu olan kamu görevlileri hakkında etkin ve bağımsız soruşturma yürütülmesini,
Firari sanıkların yakalanmasını ve yargı önüne çıkarılmasını,
Suruç Katliamı’nın insanlığa karşı suç olarak değerlendirilmesini ve zaman aşımı uygulanmamasını,
Adil, şeffaf ve etkin bir yargılama yapılmasını talep ediyoruz.
Bugün, 33’lerin umut olmak için yola çıktıkları topraklardan dünyanın pek çok yerine kadar, onları tanıyan, onların düşlerini gerçek kılmak için mücadele eden insanlar olduğunu biliyoruz. Bizim adalet mücadelemiz, 11 yıl boyunca yalnızca mahkeme salonlarında değil; sokaklarda, meydanlarda, kampüslerde, hapishanelerde ve sınır tanımayan mekanlarda sürdü, sürmeye de devam ediyor. Tutuklanan ailelerimiz, yaralılarımız ve adalet arayışçılarıyla birlikte, 33 düş yolcumuzun mücadelesi de yolculuğu da yaşamaya devam etti.
“ADALET MÜCADELEMİZ DEFALARCA ENGELENMEYE ÇALIŞILDI”
Bu 11 yıllık süreç boyunca adalet mücadelemiz defalarca engellenmeye çalışıldı. Düş yolcularımızın mezarları saldırıya uğradı, tahrip edildi; mezar anmalarımız ve etkinliklerimiz engellenmek istendi. Adalet mücadelemizi büyütmek isteyenler gözaltına alındı, tutuklandı; her ay kent meydanlarında ısrarla sürdürdüğümüz adalet oturumları dahi yargılama konusu yapılmaya çalışıldı. Bugün de aile inisiyatifimiz, yaralılarımız ve katliama tanıklık edenler tutsak edilmeye devam ediliyor. Bizler; tıpkı bugün tutsak olmasalardı aramızda olacak dostlarımız gibi, katliamın yaşandığı ilk günden bugüne bu topraklarda yaşanan bütün katliamların aydınlatılması için ve bütün adalet mücadelelerinin ortak olduğu inancıyla, bugün burada 33 düş yolcumuzun adını haykırmaya devam ediyoruz.
Adalet mücadelemiz süresince adaletin sağlandığını göremeden aramızdan ayrılanlar oldu. Suruç yaralısı Sezgin Dağ, ailelerimizden Şennur Ünlü, Hacı Şerif Akhamur, Daxîla Özkan, Yüksel Turan, Onur Akkaya ve son olarak geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Sultan Yıldız… Sultan Annemiz, katliamdan bu yana adaletin sağlanması, 33’lerin düşlerinin gerçekleşmesi için yaşamını adalet mücadelesine adadı. Sultan Anne’ye ve kaybettiklerimize sözümüz, Suruç için adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.
“33’LERİN DÜŞLERİ; EŞİT VE ÖZGÜR BİR DÜNYA DÜŞÜYDÜ”
33’lerin düşleri; eşit ve özgür bir dünya düşüydü. 33’lerin düşleri; gerçek adaletin sağlandığı, faillerin hesap verdiği bir dünya düşüydü. 33’lerin düşleri; halkların, işçilerin, kadınların özgür olduğu; emperyalist savaşların, sömürünün ve katliamların olmadığı bir dünya düşüydü. İşte biz, bugün bu meydanda, o düşü gerçek kılma sözümüzü bir kez daha haykırıyoruz. ‘Suruç İçin Adalet, Herkes İçin Adalet!’ demekten vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Çünkü biliyoruz ki 20 Temmuz 2015’te saat 11.50’de Amara Kültür Merkezi’nin bahçesinde yalnızca çocuklarımız, eşlerimiz, anne ve babalarımız değil; bu topraklarda eşit ve özgür bir dünyanın düşünü kuran herkes hedef alındı. O günden önce de, o günden sonra yaşanan her katliamda da hedef alınan bu düştü…
Ölümsüzlüğe uğurladığımız 33 düş yolcumuzun her biri farklı yaşam öykülerine, farklı kimliklere sahipti. Ancak hepsi ortak bir düşü paylaşıyordu. Onları anmak, yalnızca isimlerini hatırlamak değil; geride bıraktıkları düşlere sahip çıkmak ve o düşleri tamamlamaktır.
Suruç Katliamı’nın bütün yönleriyle aydınlatılması, sorumluların yargılanması ve gerçek adaletin sağlanması için bir kez daha haykırıyoruz.
Halitağa’da yapılan basın açıklaması Süreyya Operası’na doğru yapılan yürüyüşle sona erdi.
Gündem Rize, “Yeşil Yamaçlardan Taze Gündem” anlayışıyla Karadeniz’in doğasından ilham alan hızlı ve güvenilir haberciliğiyle; Rize’den yükselen en güncel gelişmeleri tarafsız ve dinamik bir bakışla okuyucusuna sunar.
Yorum Yap